insanın kendinden vazgeçme, bir başkasında kendini bulma, belki de kendini arama meselesiyle ilgili bence aşk. yoksa kimse kimsenin kara kaşına, kara gözüne değil, çünkü hayat basit değil o kadar, eksik olanı arayışımızın cilası oluyor güzellik, o kadar.
belki hayatı bir dizi saflığında yaşadığımızdan, küçük olanı az olanı sevdiğimizden büyük olandan gizliden gizliye korktuğumuzdan, kendi sokağımızdan çıktığımızda başkalarına yabancı olduğumuzdan acıtıyordu beni leyla ile mecnun, öngörülen tüm o büyük değerlerin arasında yanından geçip gidilenin aslında biz olduğumuzu ve kimsenin yanından geçip gitmediğimizi, çekip gidenlerin, geçip gidenlerin başkaları olduğunu, kendi hayatımızda bile özne olmayı beceremediğimizi, hep birilerinin bize yol gösterdiğini birilerinin bizi yoldan çıkardığını anımsatıyor bana...
vaktim çok, uzun yazacağım, uzun zamandır vaktim çok benim, belki de vaktizamanında uzun bekleyişlerim hep hayal kırıklığıyla bittiğinden, ayaza kesmiş havaların yalnız bekçiliğini yürütüyorum nicedir; yalan değil, seviyorum da bu işi... beklemenin, boş boş ekrana bakmanın, arada gelen işleri yapmanın ama aslında o işlerin hiç benim işim olmamasının, aslında bu hayatın benim hayatım olmamasının yüküyle yıkılıp gidiyorum.
sıkıcı biri mi oldum diye sorduğumda kendime cevap verebiliyorum ne yazık ki; evet. yanımdan geçip giden onlarca kaybedenin dünyasında harbici bir kaybden oldum ben, zor bir akşamüstü vaktinde sahilde inceden sarılacağı bir yavuz abi, ne bileyim bir ismail abi bekleyen. belki de onlardan biri, bir diğerini bekleyen...
ama bu final bölümündeki gitarını alıp giden yavuz'la şişesiyle yollara düşen ismail abi çok üzdü beni, yanlış kıyılara vurulmuş ömrümü gözden geçirmeye itti belki de; ama şimdi önümde bir iki zorunluluğun yükü var, belki de o yüzden, belki gitarımı da ucuza sattığımdan tek kelime edesim yok şu fani alemde... üstelik otobüsleri sevmem, yaptığım tüm yolculuklar da hüsranla bitti, nereye gideceğini bilememenin gediklisiyim üstelik.
dedim ya hayatın hep "az sakallı" tarafında olduğumuzdan belki, leyla ile mecnun biraz fazla sarstı bizi, bir ege akşamında masamıza incir koyduğumuzda da şehri istanbul'a fair play ruhuna yakışmayacak küfürler savurduğumuz akşamlarda da...
ne demiştim?
leyla ile mecnun, sanki haddinden fazla acıttı bizi. işin içinde leyla olduğundan sebep değil, muhtemelen mecnun olmanın gediklisi haline gelişimizden oldu olan, nasıl kurtuluruz bilemeyişimizden oldu. mecnunluğun sonu olmadığını bilmekten belki, belki de kimsenin leyla olmadığını, leyla'nın dahi leyla olamayacağını bilmekten gelen serserileştiren ve soru işaretlerini üstümüze yağdıran bir bilgelik geldi bu sezonun sonunda bize, belki de bu ağır geldi...
bir yandan da o iskender baba'nın düşüşünde kendi babanızın daha oturup şöyle iki lafın belini erkek erkeğe kıramamışken, keza babanıza öfkeniz hep ona sevginizi geçmiş gibi görünüp asla geçmemiş olduğundan, hayatta en çok babanızı sevdiğinizden, hasan ali yücel'e yazılmış tüm can baba şiirlerinde ona balkonda kalmış köpek yavrusu gibi bakıp "dargın mıyız" dediğinizden... aslında hiç dargıjn olmayıp size sarılacağı her anı kolladığınızdan oldu olan...
çok mu uzadı? buraya kadar gelmek sizi yordu mu?
yorulmanın ne garip bir şey olduğunu bilmiyorum, gencecik yaşımda sokağa çıkacak gücümün kalmamasını neye bağlasam, arada bir beni aldatan kalp ağrılarıma mı yoksa aradıklarımı bulamadığım bir şehrin orta yerinde dikilme pratiğime mi? sorular ne zor. üstelik çoğunuz benim henüz vardığım 25'imi çoktan aşmışsınızdır.
"hayatta en çok yapmak istediğim şey" kalıplarının yanına bir şey koyamadım, beni elimden tutup götürecek bir yol arkadaşı arıyordum, modern dünyada pek mümkün değil galiba, ne dizide yaşıyoruz ne de faturalar, beyaz eşyalar bırakır peşini insanların... bir yoldaş buldum; ama bir yol bulamadım, bulduğum hiçbir yol da gidilesi değildi zaten...
diziler gibi hayat da sezon finali yapsa dediğim zamanlardayım, sonra kimse sormasa bir sonraki sezon ne olacak, herkes bir kere hakkıyla ağlasa...
belki o zaman kendi hayatımızın basitliğini dizilerde arayıp bulabildiğimiz bu karmaşanın suratının ortasına en hakiki yumruğu atıvermiş oluruz.
not: aynısını ekşi sözlük'e de yazdım...